Ulu Mabed Ayasofa
 
 
         
Sayfa 1      Sayfa 2

 

    AYASOFYA’ NIN HUKUKI DURUMU                                                                                                                Sayfa 1

 

İstanbul'un fethinden hemen sonra, doğrudan Ayasofya'ya giden Fatih Sultan Mehmet, buranın camiye dönüştürülmesini istemişti. Türk-İslam medeniyetinin, fethedilen bir bölgelin vatanlaşabilmesi için ön plana çıkardığı imgelerden biri hiç şüphesiz camilerdir. Fethedilen bir bölgenin en büyük ibadethanesi, camiye dönüştürülür ve bu cami etrafında vakıflar oluşturulurdu. Fakat burada unutulmaması gereken en önemli konulardan biri, camiye dönüştürme eylemi, şüphesiz o bölgede daha önce yaşayan insanların dinlerine müdahale etmek anlamına gelmiyordu. Fetih hakkının dışındaki bir çok ibadethane, bizzat sultanın çıkardığı fermanla korunur, bölgede daha önce yaşayan insanların inançları da güvence altına alınırdı. Bugün yaşanan bir çok tartışma bu gerçek görmezden gelinerek yapılmakta. Ve maalesef ilim ve hukuktan yoksun siyasi kararlar, durumu daha da içinden çıkılmaz hale sokuyor. Burada, İstanbul'un Türk vatanı olmasının en büyük simgesi Ayasofya olduğu unutulmamalı. Bizim Ayasofya hakkındaki tutumumuz, dış güçleri daha da cüretkar hale getirmekte.

Bu noktayı belirttikten sonra, bugün Ayasofya hakkındaki en karanlık noktanın, yani onun kapatılmasının, hukuka göre incelemesi yapılacak. Bunu yaparken de bazı çelişkiler ortaya konulmaya çalışılacak.

Ayasofya'nın başına gelenler gerçekten de kara mizah örneğidir. Zira onun tapulara kaydı, İstanbul Mazbut Kütük defterine göre camiidir. İstanbul Mazbut Hayrat Kütük defteri Ayasofya hakkında şunları söylemektedir:” 57 pafta, 57 ada 7 parsel Ebulfatih Sultan Mehmet vakfı, akaret muvakkithane ve medreseyi müctemil Ayasofya Kebir Cami şerifi olarak kayıtlı. Akaret ve medrese 1934'ten sonra yıkılıp temizlenmiştir.” Bugün bahçesi ile Ayasofya 26664 metre kare bir alan üzerindedir. (İstanbul Mazbut Hayrat kütük defteri kaydı VGM, EML 1967:1/71-139). Fatih vakfiyesi ise:” VGM/Fatih Mehmet II Vakfiyesi 1938:38-370/2001-296 şeklinde kayıtlıdır. Bu adanın 6 nolu parselinin 11 metre irtifadan ve 8.9 nolu parsellerinin 7.80 metrekare istifadan ve 10,11,12,13 parsellerinin 5.50 metre irtifadan sonra havaları işbu 7 nolu parsele aittir şerhi” vardır.

Kaynaklardan anlaşılacağı üzere burası bir camidir.

Üstelik tapu da ekleriyle beraber külliye konumundadır. Bu tapu senedi 19/11/1936 tarihini taşımaktadır. Literatür cami görevlilerinin durumu, maaşları, Osmanlı'dan kalan adeti (imamlar ölünceye kadar görevlidir. Görev yapmayanlar mezun edilir, ama her yıl berhayat belgesi verirlerse maaşları aynen devam ederdi.), ayrıca Ayasofya camii'inde tamir devam ettiği için tamirat bitinceye kadar cemaatle ibadete ara verililmiş (tamirat esnasında yukarıdan düşen büyük parçaların cemaatin başına isabet edip tehlike meydana getireceğinden) ama imam ve müezzin camii’nin bir köşesinde cemaatla namaz kılmışlardır. Yani Ayasofya’nın ibadet bölümü cami olarak görevini yapması sağlanmıştır.

Ayasofya camii olarak 1950 yılına kadar imam ve müezzin kadrosu, 1950'den sonra ise yalnız imam kadrosu hiçbir zaman ilga edilmemiştir. Hatta 1931-1974 arasındaki imamların isimleri de liste olarak mevcuttur. (Evkaf Genel Müd. İstanbul Bölge Müd.). 1931-1932 bütçe kanunu ve 4 Kanunisani 1332 tarih ve 670 sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre (1950 yılına kadar) Evkaf genel müdürlüğü imamların tayin ve azilleri ile ilgilenir, maaşları ise vakıf gelirlerinden karşılanırdı ve kesinti yapılmazdı. Berhayat olmak kaydıyla maaşları devam edirdi. Halen bu kadrolar mevcut olup 1980'de Ayasofya'nın bir kısmının ibadete açılması ile imam görevine geri dönmüş, çok kısa bir ara dışında bu güne kadar görevi devam etmiştir. Yine 1950 yılına kadar Sultan Camii’lerinin bakım onarım ve diğer masraflarını Evkaf Umum Müdürlüğü üstlenmişti.*

*Gördüklerim Duyduklarım Yaşadıklarım Hatıralar Kitabı’nın yazarı Bayram SARICAN’ın sohbetinden


Evkaf Umum Müdürlüğünün yetkisinin sınırları

Ayasofya Camii'nin müzeye çevrilmesi konusundaki Vakıflar Genel Müdürlüğü'nin 04.11.1934 tarihli ve 94041 sayılı teklifinde "Şark alemini sevindirmek ve beşeriyete yeni bir ilim müessesesi kazandırmak için müzeye çevrilmelidir" denilmekte. Ancak Evkaf Umum Müdürlüğü'nün bu teklifi, 4 Kanunisani ve 670 sayılı (resmi gazete ile neşir ve ilanı 9 Kanunisani 1932-sayı :1997) cami ve medreselerin hademesi ve bunların idaresi hakkında heyeti umumiye kararında:

Şeriye ve Evkaf Vekaletinin ilgasına dahil olan 429 numaralı kanunun 5. maddesi hükmünün ilgasında amir ve mutezammım olduğu bedihi bulunduğundan mevzu bahis nizamnamenin sadece tayin ve azle müteallik merasim itibariyle ahkamının Evkaf Umum müdürlüğünce icrası mezkur bütçe kanunun (1931 senesi 6. maddesi) ahkamı sarihası icabındandır denmektedir.

Yani; 670 sayılı Bakanlar Kurulu ve 1931 bütçe kanununa göre; Evkaf Umum Müdürlüğünce ancak tayin ve azle müteallik işler icra ve tasdik olunur. İleri görüşlü Atatürk bu Yasa ve Kararname ile vakıfların amacı dışında kullanılmasını önlüyordu.

BAKANLAR KURULU KARARININ KANUNLAR KARŞISINDAKİ DURUMU

29.05.1926 tarih ve 864 sayılı kanunun 1.maddesinin 1. bendinde kanuni medeninin meri olmaya başladığı tarihten evvelki hadiselerin hukuki hükümleri mezkur hadiseler hangi kanun mer'i iken olmuş ise yine o kanuna tabi olur.

2. bendinde ise binanaleyh 4 teşrinievvel 1926 tarihinden evvel vuku bulmuş muameleler hukuken lazımulifa olup olmamaları ve neticeleri mezkur tarihten sonra dahi vukuları zamanında mer'i olan kanunlara tevfikan tayin olunur denmektedir. Yani Ayasofya camii F. S. Mehmed'in kurduğu zaman kurallarına göre değerlendirilmesi gerekir. Devamında ise 4 teşrinievvel'den sonra vuku bulmuş hadiseler kanunda muayyen olan müstesnaları mahfuz olmak şartı ile kanun-i medeninin hükmüne tabidir.

 

Aydın TUNCAY

Vakıflar Genel Müdürlüğü (Eski Hukuk Müşaviri) Emekli Danıştay Üyesi

Yıldız Sarayı Vakfı Yayınları I

Bugünkü dildeki karşılıkları bazı açıklamalarla Eski Vakıf Hükümlerimiz (Ömer Hilmi Efendi) ve Vakıflarla İlgili Bazı inceleme ve Sorunlar isimli kitabının 293. sayfasının 2. paragrafında:

MEDENİ KANUN SURETİ MER'İYET VE ŞEKLİ TATBİKİNE GÖSTEREN KANUNUN BiRiNCi MADDESİNDE YENİ VE ESKİ HUKUKUN TATBİKATA ŞÜMÜL DERECELERİ GÖSTERİLDİĞİ GİBİ 8. Cİ MADDESİNDE DE (KANUNU MEDENİNİN MER'İYETE VAZINDAN MUKADDEM VUCUDA GETİRİLEN EVKAF HAKKINDA AYRICA BİR TATBİKAT KANUNU NEŞROLUNUR) DENİLMEK SURETİYLE GEREK BU TATBİKAT KANUNU GEREKSE DİĞER KANUNLARLA MEN VE TEDBİL EDİLMEMİŞ OLAN VAKIF HİZMETLERİYLE ŞARTLARININ AYNEN TATBİKİNE DEVAM EDİLECEĞİ, DAHA AÇIK BİR TABİRLE (KANUNA AMME NİZAMINA VE UMUMİ ADABA MUGAYYERET ARZ ETMEYEN VAKFİYE HÜKÜMLERİN MUTEBER OLDUĞU) KABUL EDİLMİŞ BULUNMAKTADIR.

Kanun-i medeni 80. maddesinde ise ibadeti mütealik bir hizmetin ifası için münhasıran diyani olan tesisler teftiş ve murakabeye tabii değildir. Mezkur tesislerin hukuki hususiyeye müteallik itilaflarının merci hali mahkemelerdir demektedir. Yani vakıflarla ilgili kararı mahkemeler verir, bakanlar kurulu değil.

 

Bakanlar kurulu kararı kanun hükmünde kararname ise:


Bu kanun ise Anayasa'nın 26. maddesine göre; Kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak... gibi görevleri Büyük Millet Meclisi kendisi yapar.

TC. Anayasası (491 sayılı teşkilatı esasiye kanunu)

Madde 3: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Madde 4: Türk milletini ancak TBMM temsil eder ve millet adına egemenlik hakkını kullanır.

Madde 5: Yasama yetkisi ve Yürütme yetkisi TBMM'de toplanır.

Madde 6: Meclis yasama yetkisini kendi kullanır denmektedir.

Anayasanın bu maddelerine göre Bakanlar kurulunun olmayan yetkisini kullanma selahiyeti yoktur. Bu yetki ancak meclisindir. Meclisin de Ayasofya'nın müze olmasıyla ilgili hiçbir kararı yoktur.

 

Bu konuyla Muadil Mahkeme Kararı:

Temyiz mahkemesi genel kurulunun 26.05.1935 gün ve 78-6 tevhidi içtihad kararında (Resmi Gazete ile neşir ilanı 29.06.1935 sayı 3041 düstur 3. tertip 26. cilt sayfa 751) mali vakıfların emvali Devletten olmadığı (devletin vakıflara tasarruf edemeceği) kabulünün ekseriyetle karar verilmiştir. Böyle bir kararname olsa bile muadiliyetten bu tarihten sonra geçersiz sayılması iktiza eder.

Nitekim Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar İdare Hukukunun Umumi esasları adlı eserinde (cild 2 sayfa 6709) vakıf tekamül ettikten sonra vakf edeni ve vakfı idare edecek organlar ve şahısları, vakıftan istifade edecek kimseleri, 3. şahısları ve devleti bağlar, yani devleti de bağlayan tam ve kuvvetli hukuk kaidesidir. Bu sebeplerden dolayı vakıfname hükümlerini hiç kimse değiştiremez denmektedir.

Anayasanın 103. maddesinde Anayasanın hiçbir maddesi hiçbir sebep ve bahane ile savsaklanamaz ve işlerlikten alı konamaz; hiçbir kanun Anayasaya aykırı olamaz maddesinden:

-Bu kararname yok hükmünde sayılma ve böyle bir kararnamenin fiiliyattan alınmadığı kabulü gerekir.

-Bu Atatürk'ün Cumhurbaşkanı olduğu bakanlar kurulunun hukuka aykırı bir iş yapması mantıksızdır. Zaten hiçbir muktedir güç kendi yaptığı kanunlara uymamazlık yapamaz. Veya uymayacağı kanunlar çıkaramaz.

Bu cumhuriyeti kuran, Cumhuriyetin Anayasasını kanunlarını yapan bağımsız mahkemeleri faaliyete geçiren Atatürk ve arkadaşlarının hukuka aykırı böyle herhangi bir davranışa farkında olarak göz yummayacakları aşikar ve tartışmasızdır.

Diğer taraftan Yargıtayın İctihad-ı Tevhid kararı vardır 30 Mart 1949 tarihle , bunda da “HÜKÜMETİN KARAR VE KARARNAMELERİNİN MEVCUT KANUNLARA UYMASI, SARİH, KANUNA UYGUN HARKET EDİLMEMESİ HALİNDE GEÇERLİLİĞİ YOKTUR” diye sarih hükmü vardır. Yine Anayasa Mahkemesinin diğer bir hükmü vardır: “KANUN HÜKMÜ ÇIKARMAK SURETİYLE DE OLSA DEVLETİN HAZİNEYE AİT OLMAYAN MALLARA MÜHALE ETMESİNİN İMKANI YOKTUR” 31.1.1969 tarih ve 967/47 E., 969/9 K.

Sayfa 1 - 2

 

© ulumabedayasofya.com 2004